<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8093470703674890919</id><updated>2012-02-28T16:13:59.867+02:00</updated><title type='text'>Yazıtlar</title><subtitle type='html'>Gelip geçen söz, baki kalan yazı ise...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://adrheanas.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>adrheanas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06940686498797449916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>12</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8093470703674890919.post-2002132213426131967</id><published>2010-05-03T20:36:00.004+03:00</published><updated>2010-05-04T21:09:37.513+03:00</updated><title type='text'>Iron &amp; Wine...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/S98VOZkuNcI/AAAAAAAAAB4/MbRZ_2KMGq8/s1600/iron+and+wine.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 231px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/S98VOZkuNcI/AAAAAAAAAB4/MbRZ_2KMGq8/s400/iron+and+wine.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5467111809778333122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tembel gün ışığı ve uçuşan tozlar. Perdelere sinmiş uyku kokusunu taze bahar coşkusuyla silmeye çalışan rüzgar, alıp getirdiği fesleğen ve akasya kokularını dolduruyor odaya. Ben ise kıpırdamadan dansedişlerini izliyorum tozların. Savruldukları doğrultudan sıkılınca eşlerine son reveranslarını sunup başka başka yönlere dönüyorlar.Perdenin oynamasıyla yerde oluşan huysuz gölgeler de ritmi kaçırmıyor,bir anlığına dahi olsa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbimin atışı bir hızlanıp biryavaşlarken onlara ayak uyduramıyorum. Varlığının göçüşüyle bomboş kalmış odanı seyrediyorum. Gözlerim demir ağırlığında, göz yaşlarımşarap...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dokunduğum her eşyada ellerinin bir izi saklı. hepsinde aynı umarsız dokunulmuşluk hissi. Yüzünü milyonlarca kez öpmüş yastığın, ben başımı koyunca hoşnutsuzluğunu anlatmaya çabalıyor. Kafamdemir ağırlığında, saçlarım şarap...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sigara yakıyorumsehpanın üzerine kimbilir ne zaman fırlatıp attığın paketten. ciğerlerime saldıran dumana, senin soluyup tükettiğin havayı çekiyorum.İçinde sen, içinde fesleğen, içinde akasya çiçekleri. Ciğerimi dolduran hava sensizlikten demir ağırlığında, dumanlar şarap...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizlerimi kırıp bağdaş kuruyorum yere. dizlerin dizlerime değmiyor bu kez. Soluğunu yüzümde hissetmek uğruna saatlerce anlattığım, hiçbiri fındık kabuğunu doldurmayan boş yakınmalarım içimi acıtmıyor artık,nefessizliğin kadar. Yüreğim demir ağırlığında, pompaladığı kan şarap...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepdinleyip bir türlü isimlerini öğrenemediğim şarkılarını açıyorum.Işığın, tozların, kokuların ve senden arta kalan koskoca boşluğubastırmak istercesine son ses. Notalar yerden minderlerin, oradanyatağının ve en son duvarların üzerine saçılıyor... Ritimler dumanakarışıyor, sağa sola saçılmış eşyaların herkesçe durağan oysa hepsietrafımda uçuşuyor. Hayal gücüm demir ağırlığında, Rüyalarım şarap...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birtürlü başlayamadığın kitapların, karanlığını silemeyen lambaların,biriktirip keyifle seyrettiğin filmlerin. Seni hafızalarına kazımış olduklarını hiç farletmediğin tüm o eşyaların...Hepsiyle konuşuyorum bir bir. Hakkında bildiğim herşeyi bana baştan anlatıyorlar. Hangisiyle kaç kez konuştun, hangisine neden öfkelendin. Onlar anlattıkça varoluyorsun tekrar zihnimin içinde. Öfken demir ağırlığında, Şevkatin şarap...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve müzik susuyor, pencelerer kapanıyor sımsıkı,perdeler çekiliyor güneşe. Tozlar ait oldukları kuytulara çekiliyorlar.Fesleğen ve akasya kayboluyor dumanların içinde. Eşyalar birer birersiliniyor, tavan ve duvarlar da. Hayalin demir ağırlığında, varlığınşarap...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son notalarında silikleşen şarkının adına bakabiliyorum ancak. Sunset soon forgatten; Iron and Wine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;03.05.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8093470703674890919-2002132213426131967?l=adrheanas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adrheanas.blogspot.com/feeds/2002132213426131967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2010/05/iron-wine.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/2002132213426131967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/2002132213426131967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2010/05/iron-wine.html' title='Iron &amp; Wine...'/><author><name>adrheanas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06940686498797449916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/S98VOZkuNcI/AAAAAAAAAB4/MbRZ_2KMGq8/s72-c/iron+and+wine.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8093470703674890919.post-7263984774652152429</id><published>2010-02-08T21:28:00.003+02:00</published><updated>2010-02-08T21:52:48.244+02:00</updated><title type='text'>Kabus.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/S3Bm0iMbkiI/AAAAAAAAABw/mhzOOKyrQc0/s1600-h/kabus.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/S3Bm0iMbkiI/AAAAAAAAABw/mhzOOKyrQc0/s400/kabus.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5435957802954363426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir terastayım... elimde yarısı rüzgar tarafından içilmiş bir sigara, saçlarım yüzümü neredeyse tamamen kapatmış, gözlerimden akmış rimeli burnuma ve ağzıma dağıtmakla meşgul.&lt;br /&gt;Ne düşündüğümü bilmiyorum ama inanılmaz bir hüzün var içimde.. tüm yapamadıklarım için yastayım yalnızca.&lt;br /&gt;Gün batımına birkaç saat var, etraftaki çatılarda, her adımımı izleyen keskin nişancılara takılıyor arada bakışlarım. Onları görmemiş gibi yaparak etrafımı seyre dalıyorum. Teras duvarının üzerine bıraktığım, buz gibi olmuş çayımdan son bir yudum, közü artık filtresine dayanmış sigaramdan son bir nefes, izmariti fırlatıp atıyorum.. artık kirlenen dünya umurumda değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulutlar toplanıyor gökyüzünde; kırmızı, mor, mavi... bu dünyanın en ilginç gün batımı.. zira hemen ardından gelecek bu kez gün doğumu...bana özel olsa gerek. İçeriden annemin hıçkırıklarını duyuyorum.. kardeşim de birkaç arkadaşıyla ağlıyor salonda. Hepsi, bunu haketmediğim hususunda hemfikir. Oysa en hakedenlerin bile anneleri, kardeşleri, babaları ağlamaz mı sonunda?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merdivenlerden bahçeye iniyorum. Aklımdan bir kaç kez firar etme düşüncesi geçse de, bir kurşunla kalan birkaç saatimi de heba edemem diye düşünüyorum. Bahçe o kadar bakımsız ki.. toprağın üzerinde, 30 derecelik eğimde durmaya çalışan metal ayaklı masa bile tiksiniyor bulunduğu ortamdan besbelli. Pastan bir ayağı çürümüş sandalyeye oturuyorum, sabahlığımın cebinden tabakam ve çakmağımı çıkarıp bir sigara daha yakıyorum. Şu an beni tek rahatlatan şey bu. Ayaklarımı uzattığım toprağın üzerinde öbek öbek karıncalar. Ayak parmaklarımı toprağa sokuyorum, karıncalar üzerlerinde geziniyor. “sabredin..” diyorum içimden.. yakında tüm bedenimin üzerinde gezineceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine şanslıyım ki son günümü ailemin yanında, evimde geçirmeme izin verdiler. (her tarafımı sarmış güvenlik güçleri, keskin nişancıları görmezden gelebilirsem, kendimi daha iyi hissedebilirdim) Oysa nasıl isterdim bugünü kuzenimle taksimde geçirmeyi.. Mangal Keyfi’nde birer dürüm, Mustafa Amca’nın efsane Türk Kahvesi, akan kalabalığın içinde yitirdiğim düşüncelerimle klasik bir Cumartesi. Oysa, gün doğarken idam edilecek olmam, şu an bulunduğum durumu bile lüks statüsüne sokmakta. Ah! En azından nasıl öldüreceklerini bilsem... asılacak mıyım? Yoksa iğne mi? Belki de zehir.. Elektrikli sandalye olmasın da.. daha suçumu bile bilmiyorum. Bilsem karşı çıkacağım. Ben kötü bir şey yapmadım.. hele ölümü hakedecek kadar kötü bir şey? Asla! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ne çok şey var yapmak istediğim.. doğru dürüst aşık bile olmadım henüz. İzlemediğim filmler, okumadığım kitaplar var. Yazmadığım öyküler... hani ben öldükten sonra o notlara sarılıp ağlayacak hayranlarım? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanıdık bir melodi çınlıyor kulaklarımda. Kafamı çevirdiğimde bir koltuk görüyorum. Üzerinde beyaz gömleğim, ütülü pantolonum... iş kıyafetlerim bunlar! Zihnim bir kaç saniyelik dalgalanmanın ardından açılmaya başlıyor. Bu yalnızca bir kabus.. yalnızca bir kabus...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk defa işe gideceğim için seviniyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8093470703674890919-7263984774652152429?l=adrheanas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adrheanas.blogspot.com/feeds/7263984774652152429/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2010/02/kabus.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/7263984774652152429'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/7263984774652152429'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2010/02/kabus.html' title='Kabus.'/><author><name>adrheanas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06940686498797449916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/S3Bm0iMbkiI/AAAAAAAAABw/mhzOOKyrQc0/s72-c/kabus.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8093470703674890919.post-5246912363756778673</id><published>2010-01-12T00:37:00.002+02:00</published><updated>2010-01-12T00:45:16.721+02:00</updated><title type='text'>fade into you...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/S0up5ijQ-QI/AAAAAAAAABo/_RiOH4C0iiY/s1600-h/coloured_smoke0D0T9227x.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 192px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/S0up5ijQ-QI/AAAAAAAAABo/_RiOH4C0iiY/s400/coloured_smoke0D0T9227x.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425616982090250498" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;içinde solup gitmektense bir anda yakıp tükettiklerimi anmak istedim bu gece...&lt;br /&gt;bir mum yaktım, sonra bir mum daha, üstüne genzimi yakan bir tütsü ve bir sigara...&lt;br /&gt;peş peşe söndürdürürken hepsini, isimlerini zikrettim... dumana karışıp silinsinler diye zihnimden.&lt;br /&gt;beyhude...&lt;br /&gt;tek bir anı silinmedi kazaan dönmüş olan anı defterimden. üstlerine bir de is kokusu sindi acı acı.&lt;br /&gt;ama yakamadığım, yanamadığım bir tek şey vardı ki, onu seyre dalarken ben tutuştum... &lt;br /&gt;şimdi, soluşumu izliyorum karanlıkta. layığını bulmuş zalim, zaferini kazanmış kahraman gibi. aynada tanıyamadığım yüzümde, içinde soluşumu izliyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8093470703674890919-5246912363756778673?l=adrheanas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adrheanas.blogspot.com/feeds/5246912363756778673/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2010/01/fade-into-you.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/5246912363756778673'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/5246912363756778673'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2010/01/fade-into-you.html' title='fade into you...'/><author><name>adrheanas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06940686498797449916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/S0up5ijQ-QI/AAAAAAAAABo/_RiOH4C0iiY/s72-c/coloured_smoke0D0T9227x.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8093470703674890919.post-3830029683242463867</id><published>2009-12-28T22:03:00.004+02:00</published><updated>2009-12-28T22:36:50.736+02:00</updated><title type='text'>Sahiplik ve Aidiyet</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/SzkSYt5Y1VI/AAAAAAAAABg/_VMdKprwKeY/s1600-h/marla.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 315px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/SzkSYt5Y1VI/AAAAAAAAABg/_VMdKprwKeY/s400/marla.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420383842363561298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sahip olmak istediklerin gün gelir sana sahip olur... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayata dair en acı derslerin teker teker film sahnelerine hapsolunuşunu izlemek de pek bir fena koyuyor insana. ama hak verdikçe bağlanıyorsun. filmler zihnine sahip oldukça anlamsızlaşıyor, zihnin onlardan arındıkça yalnızlaşıyor sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sahip oldukların, aidiyetliklerini belirler. her bir meta seni bir kategoriye yerleştirir. toplumda, psikolojide, tıpta... &lt;br /&gt;zenginsindir, nevrotiksindir, kansersindir... &lt;br /&gt;sahip ol ve SİNDİR...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir şeye sahip olmamak seni depresyon sahibi de yapabilir. ya da bunun aslında bir özgürlük olduğunu düşünür boheme bağlarsın. salıverdiğin hiçbir şeyin geri dönmediği düşüncesi artık eskisi kadar koymaz hatta eline yapışan balonları da patlatıp elinden atmaya kasarsın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sana sahip olmasınlar diye herşeyinden vazgeçebilir misin? tek amacının sana ait olması arzusundan sıyrılıp, sevmekten vazgeçebilir misin? özgürlük uğruna, sahip olduğun tüm hislerden kurtulabilir misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sence?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8093470703674890919-3830029683242463867?l=adrheanas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adrheanas.blogspot.com/feeds/3830029683242463867/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2009/12/sahiplik-ve-aidiyet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/3830029683242463867'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/3830029683242463867'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2009/12/sahiplik-ve-aidiyet.html' title='Sahiplik ve Aidiyet'/><author><name>adrheanas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06940686498797449916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/SzkSYt5Y1VI/AAAAAAAAABg/_VMdKprwKeY/s72-c/marla.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8093470703674890919.post-6341228757759139992</id><published>2009-12-04T21:23:00.002+02:00</published><updated>2009-12-04T21:28:21.260+02:00</updated><title type='text'>Şarkı Söylemek...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/SxlitlBuhjI/AAAAAAAAABY/IfNx8Sq28G0/s1600-h/jazz_singer_HOON.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 235px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/SxlitlBuhjI/AAAAAAAAABY/IfNx8Sq28G0/s400/jazz_singer_HOON.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411464962435352114" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Eğer önümde bu bir parça kâğıt yerine bir mikrofon olsaydı daha iyi anlatabilirdim belki de anlatmak istediğim her şeyi. Kelimelerin sessizce yerlerine oturmaları üzüyor beni çünkü. Beynimin talimatlarıyla salınıp duran kalemimin boş sayfayı anlamsız işaretlerle doldurmasını ve bunu yaparken sessizce ve hiç isyan etmeden her kelimeyi aynı sakinlikle yazmasını kaldıramıyorum.&lt;br /&gt; Yazının dinginliği bazen çileden çıkarıyor beni. O zaman fark ediyorum ki her kelime can bulmak istiyor, çığlık çığlığa yırtmak istiyor sessizliği. Kâğıtta hareketsiz durmaktansa dudaklarımdan sonsuzluğa kavuşmak istiyor. İşte o zaman direnmenin anlamsızlığı büyüyor dimağımda. Gözlerim kapanıyor yavaşça, görüntüler silindikçe sesim gürleşiyor sanki. &lt;br /&gt;Şarkı söylemek... Var olan tatlı bir melodinin üstüne ya da sadece kalp ritmini takip ederek... Daha önce hiç söylenmemiş şarkıları haykırmak... Başkalarının değil, kendi duygularının sözcüsü olabilmek. Blues çok zengindir bu konuda. Aynı melodi çalar durur arka planda ama sen kırık kalbinden, vefasız dostlarından, sokakta gördüğün aç bir kedi yavrusundan, halkını aç bırakan bir kraldan ya da annenden bahsedersin. Gözlerini kapadığın andan, dudaklarını hareket ettirmeye başlayana kadar geçen sürede binlerce kelime yığılır aklına ama senin seçtiğin ilk kelime belirler o şarkının nereye gideceğini.&lt;br /&gt;Anlatılmaz yaşanır klişesinin tam anlamıyla karşılığıdır şarkı söylemek. Kimi zaman çatallaşmış sesinle, etrafındaki herkesin kaçışacağını bile bile sırf içinden geldi diye kalkışacağın eylemdir. Hissettiklerini bir türlü açıklayamadığın insanın yanında o hislerini yansıtan bir şarkıyı mırıldanmandır. Hissettiklerini anlatamayan şarkılara isyan edip kendi sözlerini notalara dökmendir. Görmektir şarkı söylemek, duymaktır kimi zaman... &lt;br /&gt;Dinlemekten sıkılan benliğim ancak böyle isyan ediyor. İşte yine başlıyor... Rüzgârın savurduğu yapraklar davet ediyor beni onlara eşlik etmem için. Kuşların bile sessizliğe gömüldüğü saatlerde, tek başına kalmak istemeyen yaprakları kıramıyorum. Düşlerimde sakladıklarım, kelime kelime dökülüyor dudaklarımdan... Şarkımı söylüyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni düşünmek güzel şey ümitli şey&lt;br /&gt;dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey.&lt;br /&gt;Fakat artık ümit yetmiyor bana,&lt;br /&gt;ben artık şarkı dinlemek değil&lt;br /&gt;şarkı söylemek istiyorum...&lt;br /&gt;                                    nazım hikmet(30 Eylül 1945)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8093470703674890919-6341228757759139992?l=adrheanas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adrheanas.blogspot.com/feeds/6341228757759139992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2009/12/sark-soylemek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/6341228757759139992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/6341228757759139992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2009/12/sark-soylemek.html' title='Şarkı Söylemek...'/><author><name>adrheanas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06940686498797449916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/SxlitlBuhjI/AAAAAAAAABY/IfNx8Sq28G0/s72-c/jazz_singer_HOON.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8093470703674890919.post-4754112445398827153</id><published>2009-11-22T23:50:00.002+02:00</published><updated>2009-11-22T23:59:00.167+02:00</updated><title type='text'>Annie Hall...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/Swm0G87cNGI/AAAAAAAAABA/htg3WpXvfyo/s1600/annie+hall.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 248px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/Swm0G87cNGI/AAAAAAAAABA/htg3WpXvfyo/s400/annie+hall.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407050859162645602" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;The first and my favorite lines from the movie...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"There's an old joke - um... two elderly women are at a Catskill mountain resort, and one of 'em says, "Boy, the food at this place is really terrible." The other one says, "Yeah, I know; and such small portions."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Well, that's essentially how I feel about life - full of loneliness, and misery, and suffering, and unhappiness, and it's all over much too quickly.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The... the other important joke, for me, is one that's usually attributed to Groucho Marx; but, I think it appears originally in Freud's "Wit and Its Relation to the Unconscious," and it goes like this - I'm paraphrasing - um, "I would never want to belong to any club that would have someone like me for a member." That's the key joke of my adult life, in terms of my relationships with women."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;small portions of this huge life... it seems unevitable for a person who chooses not to belong any club at all. maybe these are the explanations of my life's dullness?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8093470703674890919-4754112445398827153?l=adrheanas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adrheanas.blogspot.com/feeds/4754112445398827153/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2009/11/annie-hall.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/4754112445398827153'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/4754112445398827153'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2009/11/annie-hall.html' title='Annie Hall...'/><author><name>adrheanas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06940686498797449916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/Swm0G87cNGI/AAAAAAAAABA/htg3WpXvfyo/s72-c/annie+hall.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8093470703674890919.post-4581540075409645782</id><published>2009-11-16T21:42:00.002+02:00</published><updated>2009-11-16T22:24:28.288+02:00</updated><title type='text'>Seksen bir basamak</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/SwG0x7xZuxI/AAAAAAAAAAg/5uxg15rkZq8/s1600/steps-led.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 277px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/SwG0x7xZuxI/AAAAAAAAAAg/5uxg15rkZq8/s400/steps-led.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5404799797772794642" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dışarıda yağmur var.Şemsiyemi unutmamalıyım,botlarımı bağlamayı da... Çantam? Berem? Anahtarlarım?&lt;br /&gt;           ...&lt;br /&gt;Hepsi tamam.&lt;br /&gt;           Kapıyı kilitle, anahtarı çantaya koy, inmen gereken şu seksen bir basamağa ilk adımını atmadan apartman ışığını yak. Ne kadar dik bu basamaklar. Bir, iki, üç; hatırlamak değil güç. Dört, beş, altı; hayatım bensiz kaldı. Yedi, sekiz, dokuz; bugün var, yarın yokuz. On, on bir, on iki...          &lt;br /&gt;         Bugün ayın on ikisi... on iki mart; mart ve kediler; ara sokakta hep yanıma gelen tek gözlü kedi; gözünü çıkaran kedilerle beraber yaşadığı metruk binalar; cumbalı ahşap binalar. On altı, on yedi, on sekiz; 9 yılda tükettik kafiyeleri. Niye kirlenmiş bu merdivenler bu kadar? Kedilerden olsa gerek. Bastığım her basamak, narin topuklarımın altında kırılıp gidecekmişçesine iniltiler çıkarıyor. Ne sıkıcı şu ahşap merdivenler. Hele de yeşile dönmüş çiçekli-böcekli ferforje tırabzanları. Duvarlar daha bir dökük göründü gözüme. Işık sönüyor, ondan olsa gerek.&lt;br /&gt;           Yirmi altı, yirmi yedi, yirmi sekiz; dışarıda kaldığım o yağmurlu gece sığındığım eski köşkün merdivenleri de böyleydi sanki? Işık son saniyelerini oynuyor. Elimi uzattığım yerde lamba butonu yok, üzerimde hafif bir elbise uçuşuyor basamaklardan inmeye devam ederken, elimdeki kadehi aşağıda beni bekleyen misafirlerim şerefine kaldırıyorum. “Aaa! Mösyö Kapıtokmağı ile Madam Paspas da teşrif etmişler. Ne hoş.”&lt;br /&gt;           Otuz altı, otuz yedi, otuz sekiz; salona yaklaştıkça ışıklar ve sesler uzaklaşıyor. Yağlıboya tabloları andıran işlemeli tırabzanlarım siliniyorlar soğuk karanlığın içinde. Ellerimle duvarları yoklayarak ilerlemeye çalışıyorum, alnımdan yüzüme dökülen saçlarım, nefes alırken dudaklarımın çevresine sarılıyorlar. Üzerlerinden damlayan tuzlu suyun tadını alıyorum ama anlam veremiyorum. Yağmur ve ter... Bacaklarımı baldırlarıma kadar saran deri çizmelerim taş basamakları titretircesine basarken yere, sırtımı sütun olabileceğini düşündüğüm bir taşa yaslayıp, gittikçe ağırlaşan kıyafetlerimin altında ezilen bedenime bir nefes alma imkanı veriyorum.&lt;br /&gt;     Elli altı, elli yedi, elli sekiz; uzaktan bir ışık huzmesi seçiyor gözlerim. Burnumun direğini yerinden etmeye kararlı bir küf ve barut kokusu... Işığın kaynağını görüyorum; duvara asılı bir meşale, rüzgarlı koridorda son danslarını sergiliyor. Hemen yanında, üstüne tahtalar çakılmış pencereden içeri çiseleyen yağmur; taş duvarların arasında kendince tutturduğu bir yoldan koridorun tozlu yüzeyinde hareler oluşturarak toplanıyor. Nerdeyim? Basamakların aşağısından fısıltılar duyuyorum. Elim kabzasında ışıldayan kılıcıma uzanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altmış altı, altmış yedi, altmış sekiz; fısıltılar duvarlara çarpa çarpa artıyor sanki. Anlayamadığım kelimeler, ağlamalar, inlemeler. Meşaleler seslerin içinde kayboluyor, kör karanlıkta adımlarımı saymaya devam ediyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetmiş altı, yetmiş yedi, yetmiş sekiz; son üç basamağın olduğu yerde toprağı hissediyorum çıplak ayaklarımın altında. Basamaklar devam ediyor. Daha soğuk, daha yumuşak. Bileklerime kadar batıyorum zaman zaman. Üzerimde sade bir bez parçasını andıran bir şey var gibi. İyice sarılıyorum ona zira bedenim nöbete tutulmuşçasına titriyor. Ellerimle duvarları arıyorum oysa tek hissedebildiğim toprak ve toprağı kucaklamışçasına dönüp dolanan ağaç kökleri. Hala iniyorum. Sanki birazdan son dönemeci alıp kapıyı göreceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyecandan hızlanmış olması gereken kalbim olaylardan habersiz derin sessizliğinde sonsuz uykunun tadına varmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüz altı, yüz yedi, yüz sekiz... karanlık mı değil mi bilmiyorum. Toprağa basan ayaklarım yalnız değil, ellerim de eşlik ediyor onlara. Zira dar bir geçitteyim o yüzden, yoksa iyice hafiflemiş bedenimin dört ayak taşınmasına gerek yok. İskeletim oldukça çok ses çıkarıyor olmalı. Duyamıyorum, tüm parçalarım teker teker toprağa kavuşuyor. Yeri öpercesine düşen kafatasım toprağı hissedemiyor ama ben kafatasımı üzerimde hissediyorum. Artık benim olmayanı, dönüşüp “ben” olacak olanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-style:italic;"&gt;picture taken from the http://lowenddslr.com/photos/&lt;/span&gt; )&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8093470703674890919-4581540075409645782?l=adrheanas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adrheanas.blogspot.com/feeds/4581540075409645782/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2009/11/seksen-bir-basamak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/4581540075409645782'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/4581540075409645782'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2009/11/seksen-bir-basamak.html' title='Seksen bir basamak'/><author><name>adrheanas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06940686498797449916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/SwG0x7xZuxI/AAAAAAAAAAg/5uxg15rkZq8/s72-c/steps-led.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8093470703674890919.post-5763300052124061439</id><published>2009-11-16T21:40:00.002+02:00</published><updated>2009-11-16T22:26:45.453+02:00</updated><title type='text'>Dönüşüm...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/SwG1cEuy2LI/AAAAAAAAAAo/gUTsZyhW6Rs/s1600/metamorphose_jpg.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/SwG1cEuy2LI/AAAAAAAAAAo/gUTsZyhW6Rs/s400/metamorphose_jpg.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5404800521732282546" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“Bir sabah tedirgin düşlerden ansızın uyanan Gregor Samsa devcileyin bir böceğe dönüşmüş halde buldu kendini...”&lt;br /&gt;Metamorfoz-Franz Kafka&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bin bir senaryoyla doldurduğum başımı bir kez daha Samsa tedirginliği ile gömüyorum yastığıma. Üstüme yorganımdan önce paranoyalarım örtülüyor. Yorganım taşlaşmış bedenimden; bedenim hissizleşmiş ruhumdan sıkılmış, yarı ölümü beklemekte. Huzuru milisaniyelerinde hissettiğim uyku yavaşça süzülüyor göz kapaklarımdan içeriye...  Sonsuza dek hapsolunmak istediğim düşler diyarı, beynimin canlı kalabilen hücrelerinden yavaş yavaş çözülüp beni bilmediğim diyarlara götürmeye hazırlanıyor. Göz kapaklarımda belli belirsiz kıpırtılar...&lt;br /&gt;Nefes alış verişim yavaşladıkça ellerimin, ayaklarımın gövdemden ayrıldığını hissediyorum. Önce tatlı bir karıncalanma, sonrasında gözlerimi açtığım karanlığın içine usulca bir dalış.  Ruhumun bedenimden kopardığı bağlardan sadece birkaçı nöbetçi kalmakta...  “nihayet uyku...” derken, beynimden gelen ani bir iletinin etkisiyle tüm hücrelerim, ruhumun kopardığı bağların toparlanması, bedenin dalıp gittiği uçurumlardan geri dönmesi için acil durum çağrıları göndermeye başlıyor. İleti kafamın içinde serbest dolaşımını sürdürmekte; “uyan!”&lt;br /&gt;Gözlerimi açıyorum. Telkinler devam ediyor; “uyumamalısın!”. Saatlerce kafamın içinde volta atmaktan sıkılmış düşünce dudaklarımdan dökülmeyi bekliyor. Bir tek benim dinleyeceğim düşünceler. Bir tek bana hitap eden, bir tek beni ilgilendiren, bir tek benim anlayabileceğim düşünceler... Düşünceler korkulara, korkular paranoyalara dönüşüyor. Tüm bedenim elektriğe tutulmuşçasına titrerken dudaklarımdan dökülen fısıltıları duymaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;Değişim, dönüşüm vaktinden bahsediyor fısıltılar. Kelimeleri bir araya getirip anlamlandırmaya çalışıyorum, olmuyor. Kendimi anlamaz halde tekrar yastığa gömüyorum başımı. Fısıltılar durmuyor, anlamsız sesler halinde gittikçe büyürken düşüncelerim, tüm gün aklımı kurcalayan ne var ne yoksa çığlıklar halinde kulaklarımdan beynime hücum ediyor. Korkular, varlığımı fethediyor.&lt;br /&gt;Bir sabah uyanıp aynanın karşısına geçtiğimde, gözlerimin içine bakan gözlerin kime ait olduklarını algılayamama korkusu.  Ellerimi yüzümün üzerinde gezdirirken karşımda aynı şeyleri tekrarlayan bir başkasını görme korkusu.  “Bu ben değilim, olamam...” diye bağırıp bana bakan o yabancı yüze yumruklar yağdırırken tuzla buz olan aynanın kestiği ellerimden akan kanın bana ait olmadığını düşünme korkusu.   Kendimi hapsettiğim dünyanın sadece bir aynadan ibaret olduğunu ve yere düşen her parçamla beraber ben sandığım ucubenin gerçek yüzünün ortaya çıkacağı korkusu...&lt;br /&gt;Bir sabah kalkıp, aslında hiç var olmadığımı fark etme korkusu.&lt;br /&gt;“Uyumamalısın!” diye telkine devam ediyor beynim. “böylece hiç uyanmazsın...”   Emri tüm ruhumla tekrar ediyorum; “uyumamalıyım... uyumamalıyım... uyuma...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(picture taken from the http://www.mayetorresart.com/drawings/ )&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8093470703674890919-5763300052124061439?l=adrheanas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adrheanas.blogspot.com/feeds/5763300052124061439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2009/11/donusum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/5763300052124061439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/5763300052124061439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2009/11/donusum.html' title='Dönüşüm...'/><author><name>adrheanas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06940686498797449916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/SwG1cEuy2LI/AAAAAAAAAAo/gUTsZyhW6Rs/s72-c/metamorphose_jpg.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8093470703674890919.post-7206549405551092816</id><published>2009-11-16T21:26:00.002+02:00</published><updated>2009-11-16T21:29:55.236+02:00</updated><title type='text'>Öyküsüz</title><content type='html'>Sessiz ve sebepsiz terk ederler beni genellikle... &lt;br /&gt;Çünkü bilirler ki, koparacakları yaygaranın en az on katı bir kıyamet misali çökerim üzerlerine...&lt;br /&gt; ve bulabilecekleri her nevi bahane, cevaplarıyla beraber zihnimdedir. Tüm mutluluklarımı, öfkelerimi, sıkıntılarımı paylaştığım; hayal gücümle sınırlı arkadaşlarım, dostlarım...&lt;br /&gt; Soracakları her soruya bir cevabım vardır ve hepsiyle ortak on binlerce anım. Yaşam öykümün şahsımca yaratılmış karakterleri. En güçlüsü bile tek bir kelimeyle veda eder senaryoma...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları öyle ürkektir ki, ete kemiğe bürünmek yerine birkaç saniyeliğine aklımda beliren bir öykünün silik bir karakteri olmayı seçerler... Belki de hiç oturup yazmayacağım bir öykünün. Hayatlarını, dostlarını belirleyip, var olmaya bile cesaretleri olmayanlar. Birkaç dakika geçmeden zihnimin karanlık odalarından birine yollanmaktır kaderleri. Ta ki bir gün elimde hafızamın yarı bitmiş mumlarından biriyle o odaları gezmeye karar verene dek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte O’nun öyküsü böyle sıkıntılı bir gecemde başladı. Çoğu neredeyse çürümeye yüz tutmuş odalar arasında, sıkıntımı giderecek bir karakter ararken buldum onu yeniden. O kadar sesli ağlıyordu ki önce susturmak için yöneldim soğuk demir kapısına. Mum ışığı kapının altından sinsice süzülmüş olacak ki sessizleşti bir an.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayak seslerimi duyamazlardı zira... Sadece süzülürdüm o koridorlardan. Zaman zaman sayıklamalarını bile dinlerdim de fark etmezlerdi.&lt;br /&gt;Elimi kapının kilidine doğru uzattım ve açılıverdi. Odanın köşesine sinmiş, ürkek gözlerle bana doğru bakıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba nerede hayal etmiştim onu? İçimi bunaltan bir sohbet esnasında uzaklara dalıp gittiğim bir anın eseri olmalıydı. Ya da belki kahvemi yudumlamak için okuduğum gazeteye ara verdiğim bir anda... Aslında hatırlamıyordum bile, yüzünün neye benzediğini bile seçemiyordum. Oysa her ayrıntısı ile tasarladığıma emindim. Bakışında minnetsiz bir asalet gizliydi yani kesinlikle kahve içmekteydim o an. Sade ve şekersiz... Uzun ve bakımsız saçları ne kadar süredir burada olduğunun ipuçlarını verirdi her zaman ama bu kez farklıydı, hiçbir tahmin yapamıyordum. 3 ay önce de olabilirdi 30 sene de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şeyler söylemek için ayağa kalktığını fark ettim. Adımlarında müthiş bir ahenk vardı. Blues’ mu dinliyordum acaba? Kuş tüyünden bir zeminde yürürcesine hafif ama kararlı adımlar. Bu kadarını bile kurmuştum ha?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı hayal ettiğim gibi karşımda durdu, başını öne eğdi ve beklediğim kelimeler döküldü dudaklarından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Seni bekliyordum. Biliyordum hatırlayacağını, ama bu kadar geç değil...&lt;br /&gt;— Uğraşacak çok şeyim vardı. Hayat buradaki kadar basit ve boş değil... Dedim. Her zaman hazır bir cevabım vardı soracaklarını önceden tasarladığım zekice ya da aptalca sorularına.&lt;br /&gt;— Beni anlatacak mısın artık? Dedi gözlerimin içine bakarak. Ağlamaktan kısılmış sesi güçlenmişti ve dayanılmaz bir derinlik kazanmıştı gözleri. Bu derece derin ve anlamlı bir bakış beklemiyordum bu cümlenin ardından. Hem bu da neyin nesiydi? Onu anlatıp anlatmamak benim inisiyatifimdeydi. Onun isteğinden tamamıyla bağımsız...&lt;br /&gt;— Seni anlatmak? Neyini anlatacağım ki? Seni bir öykü için düşünmedim ki, sadece bir anlık görüntüydün benim için. Hem bundan bile emin değilim zira o anı bile hatırlamıyorum.&lt;br /&gt;Bu genelde olmazdı, en azından şimdiye dek hiç olmamıştı. Her odaya girişimde ilk birkaç kelime konuşulmadan karakterimin yaratılmış anıları doldururdu odasının duvarlarını bir slâyt gösterisi gibi. Duvardaki görüntüler kesik kesik yansırdı en kötü ihtimalle, odaklanamadığım bir ana rast geldiyse. Oysa şimdi dört duvar simsiyahtı. Ne bir ses, ne görüntü, sadece birkaç tahmin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odadan çıkmak için arkamı dönüyordum ki sesiyle irkildim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—     Gitmemelisin. Beni hatırlamadan çıkarsan olacakları biliyorsun!&lt;br /&gt;—     Yok olup gitmen neden umurumda olsun ki? Dedim omuz silkerek. Yok olmak?&lt;br /&gt;Evet... Eğer öylece çıkıp gidersem bu tek bir anısı bile olmayan siluet sonsuza dek yok olup gidecekti. Bu benim tasarladığım bir şeydi, bunu ben biliyordum ama o? Nasıl? Nasıl bilebiliyordu?&lt;br /&gt;— Kaybolup gitmemden korkuyor musun yoksa? Dedi. Bu kez yüzüme değil, yukarı bakıyordu. Şu an altında bulunduğum ve bu koridorlarda bulunan yüzlercesinin asla göremeyeceği, benim ise görmek için sadece gözlerimi açmam gereken simsiyah gökyüzünü izlercesine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce bir cevap bulamadım. Zihnimde canlandırdığım soru bu değildi çünkü.&lt;br /&gt;—Neden korkayım ki? Dedim alelacele. Aklıma gelen en saçma savunmaydı...&lt;br /&gt;—Kaybolursam, öyküm de kaybolur çünkü.&lt;br /&gt;—Saçmalık! Senin bir öykün yok! Sesim boş duvarlara sığmayıp tüm odalarda inlercesine yankılandı...&lt;br /&gt;—Ya varsa ve sen onu unuttuysan? Tıpkı beni unuttuğun gibi?&lt;br /&gt;—Seni unutmadım... Sadece... Sadece... Sadece neydi? Cümlenin gerisi gelmiyordu. Onu unutmuş olabilirdim ama öyküsü olan birini? İmkânsız! Bunun tembelliği de olmazdı. Ben uğraşmak istemesem bile öykü yazdırırdı kendini, kalemimden akardı kâğıda uyurgezer gecelerin birinde... Öyküsü olan biri unutulmazdı, kuraldı bu. Peki, o zaman öyküsü neydi ve onu bu kadar gururlu karşımda dikilecek kadar güçlü bir öykü nasıl kaybolup gitmişti?&lt;br /&gt;—Bunu sen yaptın! Dedim. Ne dediğimin farkında değilmişim gibi bir hisse kapıldım. Alacakaranlık kuşağında gibiydim. O hiçbir şey yapamazdı, ben istemediğim müddetçe... ama söylüyordum işte;  “Bunu sen yaptın!!!” cümle etrafımı sarıp boğuyordu beni...&lt;br /&gt;—Ben bir şey yapmadım... Öyküm yoksa şu kapıdan çıktığın an yok olacağım. Bunu biliyorum. Ama öyküsü olan bir tek ben değilim bu odada. Farkındasın değil mi?&lt;br /&gt;Donakalmıştım. Bu ne cüret? Ben? Öyküsüz? Odada ikimizden başka kimse yoktu ve ben öyküsüz olamazdım...&lt;br /&gt;—Blöf yapıyorsun! Dedim. “şimdi arkamı dönüp çıkıyorum!”&lt;br /&gt;—Çık... Tabi anlatacak bir öykün varsa o ayrı.&lt;br /&gt;—Ben? Benim öyküye ihtiyacım yok! Ben öyküleri yazarım, onları yaşamam!&lt;br /&gt;—Yani bir öykün yok?&lt;br /&gt;—İhtiyacım da yok! Dedim sinirlerimi kontrol edemez bir halde.&lt;br /&gt;—Benim de yok, artık yok... Gözlerindeki sinsi bakışı fark ettim. Ve o an anlamaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu odaya girdiğim andan itibaren onun öyküsü başlamıştı. Sahibini yok edişinin öyküsü...&lt;br /&gt;Yavaş yavaş odanın kapısına doğru yürüyüşünü izledim. Kapının üzerime kapanışını, mumun son ışıkları ile duvarların eski karanlığına gömülüşünü. Adımlarını duymuyordum çünkü kendi zihninin koridorlarında süzülmekteydi. Tıpkı bir zamanlar benim...&lt;br /&gt;Ben?&lt;br /&gt;Kimim ben?&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27 Ağustos 2007 / Pazartesi-00:24&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8093470703674890919-7206549405551092816?l=adrheanas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adrheanas.blogspot.com/feeds/7206549405551092816/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2009/11/oykusuz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/7206549405551092816'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/7206549405551092816'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2009/11/oykusuz.html' title='Öyküsüz'/><author><name>adrheanas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06940686498797449916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8093470703674890919.post-417512191470812659</id><published>2009-11-15T23:50:00.001+02:00</published><updated>2009-11-16T00:08:20.292+02:00</updated><title type='text'>High'dan gelen, Su'ya gider...</title><content type='html'>Yağmurlu bir kasım gecesi diye girersem bu yazıya, klavye tutan parmaklarımı kırsınlar, deyiverdim bir kere... ama yazılanı da yazıverdim, yazıldı bitti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Standarta oturmuş yazılara ithafen çıkarılan her isyan ünlemi eninde sonunda standartlarla ilişkilendirileceğinden çok da kasmanın anlamı yok sanırsam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet.. yağmurlu bir kasım akşamında, hatta gece yarısına 10 dakika kala'da geçen o andan bahsediyorduk.&lt;br /&gt;ne bir cinayet işlendi, ne önemli birisi doğdu bu gece, bu anda. bu an, yalnızca o an oluverdi...&lt;br /&gt;ve içinde hiç bir önemliliği barındırmayan o an, benim dimağıma kazınmaya başlandı sebepsiz. "o an" oluverdi, sonra geçti gitti, ırmağa karışan çöp gibi döne döne kayboldu gözümden.&lt;br /&gt;yağmurlu ve hatta serin ama kafası dumanlı bir kasım akşamında, gece yarısına 10 kala bir süre önem arzedip sonrasında olağana dönüşen bir "an" yaşandı. &lt;br /&gt;Hissetiniz mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8093470703674890919-417512191470812659?l=adrheanas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adrheanas.blogspot.com/feeds/417512191470812659/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2009/11/highdan-gelen-suya-gider.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/417512191470812659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/417512191470812659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2009/11/highdan-gelen-suya-gider.html' title='High&apos;dan gelen, Su&apos;ya gider...'/><author><name>adrheanas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06940686498797449916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8093470703674890919.post-1266783758963535283</id><published>2009-11-15T00:06:00.005+02:00</published><updated>2009-11-25T21:24:35.390+02:00</updated><title type='text'>Düşler Zamanı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/Sw2EV6sQkzI/AAAAAAAAABQ/0l4ssF9PV0E/s1600/fantastik+342.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 309px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/Sw2EV6sQkzI/AAAAAAAAABQ/0l4ssF9PV0E/s400/fantastik+342.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408124239608845106" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruhlarımızın aşktan mahrum yaşamaya mahkum edildiği bu zamandan çok önce,&lt;br /&gt;perilerin düşlerimizi yazmaktan vazgeçtiği,&lt;br /&gt;tanrının bizi kendimizle baş başa bıraktığı bu yalnızlığa gömülmeden daha da önce,&lt;br /&gt;yalnızca yüreklerin hükmettiği bir zaman varmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o zamanda üç genç kız yaşarmış...&lt;br /&gt;Yüzünden ve bedeninden tüm güzelliklerin silindiği ama evrenin ihtişamını, renklerin büyüsüyle tuvale yansıtan bir ressam; Luimerah..&lt;br /&gt;Bakışları karanlığa mahkum ama ruhunu melodileriyle konuşturan Harmonia..&lt;br /&gt;Ve kulakları bu ilahi tınıları asla işitmemesine rağmen kalemini kağıdında ustaca raks ettirmesini bilen Adrheanas…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar o zamana kadar hiç kimsenin sahip olmadığı üstün yeteneklere sahipmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Luimerah daha fırçasını eline almadan bir heyecan sararmış heryeri. Gök en güzel rengine bürünürmüş, Luimerah’ın tablosunda en çok yeri kapabilmek için. Çiçekler en ihtişamlı renkleriyle açar, aralarında yarışırlarmış Luimerah’ın dikkatini çekebilmek için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harmonia,daha mızrabını eline alırken titremeye başlarmış arpının telleri. Tüm kainat susarmış tek bir notasını dahi kaçırmamak için. En çok da kuşlar heyecanlanır, cıvıltılarıyla Harmonia’ya  eşlik edebilmek için başına üşüşürlermiş arp’ın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Adrheanas başladığında kelimelerini kağıda dökmeye; rüya perileri etrafına doluşurmuş, en güzel öyküleri alıp gecelerimize mutluluklar doldurabilsinler diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlara tüm bu yetenekleri bahşeden Tanrı birgün meleklerine, kızların huzuruna getirilmelerini emretmiş. Melekler en güzel şekillerine bürünüp, kızların yaşadığı yeryüzüne inmişler. Tanrının buyruğunu ilettikten sonra onları ışıktan bir merdivenle gökyüzüne, efendilerinin kutsi makamına götürmüşler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrı, tüm evrenin diliyle ruhlarına seslenmiş kızların. Verdiği yeteneklerin karşılığında onun için bir şey yapmalarını istemiş.&lt;br /&gt;Luimerah; kainatın tüm güzelliklerinden birer parça alıp, bir ahu çizecekmiş tuvaline. Ve Adrheanas  kaderini yazacakmış bu ahunun. Harmonia ise hiç göremeyeceği bu kız için bir beste yapacakmış. Zira Tanrı her yarattığı için bir hayat melodisi seçermiş. Ve tam bir yıl mühlet verilmiş üçüne de. Hiçbir ayrıntı unutulmamalıymış zira bu tanrının insana bahşettiği ilk "yarat" emriymiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızlar melekler eşliğinde yeryüzüne indiğinde heryerin sessizliğe gömülmüş olduğunu fark etmişler. Tüm yaşamı sessizlikten ibaret olan Adrheanas bile. Zira tüm evren, onları rahatsız etmemek için emir almışçasına sessizliğe bürünmüşmüş…&lt;br /&gt;Adrheanas , en güzel kağıtlarını masasının üzerine koymuş, en sivri uçlu dolmakalemini almış ve en sadık mürekkebini şah damarından çekerek kalemini doldurduktan sonra adını yazmış kağıda kızın; Aşk. Tüm karakterini ve kaderinin büyük çoğunluğunu oluşturacak bir ismi bulmak hiç de zor olmamış Adrheanas için. Yaşaması için en kutsal sarayı seçmiş; kainatta yaşamış ve yaşayacak olan her ruhun en ölümsüz parçasını… Adı hiç unutulmasın diye tüm zihinlere bir imzasını yerleştirmiş. Onun için söylenebilecek tüm sözleri evrenin bir köşesine dağıtmış; ihtiyacı olduğunda duyabilsin diye. Gözyaşını bulutlara saklamış,isyanını rüzgarlara, tutkusunu dolunaya. Her gün yeniden doğabilsin diye sonsuza dek gücünü, büyüsünü ve kutsallığını koruyabilmesi için, en büyük yeminleri onun üzerine yazmış…&lt;br /&gt;Ve artık kanının son damlalarını akıtırken Adrheanas kağıda; onu üzen, kızdıran, küstüren her şeyin üstüne  Tanrı’nın lanetini dilemiş.&lt;br /&gt;Harmonia, onu anlatabilecek en uyumlu sesleri zihninde bir araya topladıktan sonra, kalbinin ritmi üzerine başlamış mızrapını dans ettirmeye. Aşk’ın her gününe ayrı senfoniler yazmış, onu tanıyan herkes farklı bir melodi hissedecekmiş ruhunda, sebebini bilemediği. Bestelerinin son notası, Harmonia’nın son kalp atımı olmuş.&lt;br /&gt;Luimerah için iş biraz daha zormuş. Zira hem bedeninin dayanılmaz çirkinliğini tuvalinden uzak tutacak hem de ruhunun inanılmaz güzellikleriyle hayal gücünü harmanlayacakmış. Önce ruhunu boyamış Aşk’ın; tutkusunun kırmızısını kanından, öfkesinin siyahını saçlarından, huzurunun yeşilini gözlerinden katmış. Gökyüzünden yıldızları toplamış gözbebeklerine; mutluluğu kainatı aydınlatsın diye. Saçlarını geceden almış, tenini okyanusun buzullarından. Tüm canlıları avucunun içinde çizmiş; onun sayesinde varolduklarını anlatırcasına.&lt;br /&gt;Yüzüne öyle çok özen göstermiş ki, dudaklarına geldiğinde, resme verdiği canının son raddesindeymiş Luimerah. Adrheanas’ın yazdığı en güzel satırları mırıldanacak, buseleriyle “yaşam”ı anlamlandıracak olan dudakları öyle güzel çizmiş ki, son nefesini verirken eserinin haklı gururuyla, Aşk’ın yüzüne eklemeyi unuttuğu şeyi yapmaktaymış; gülümsemekteymiş.&lt;br /&gt;Ve bir yıl sona ermiş tüm bunlar olurken. 3 kız, bedenlerini yeryüzünde bırakıp eserleriyle yükselmişler Tanrı’nın yanına.&lt;br /&gt;Aşk’ın resmi, hayatı ve yaşam melodisi hazırmış. Tanrı hayat vermiş bu insan eserine. Melekler uzunca bir süre Aşk’ın seyrine dalmışlar.&lt;br /&gt;Tanrı, kızlara seslenmiş evrenin diliyle “Ey insan kızları...Siz benim isteğim için ağır bedeller ödediniz. Şimdi ise soyunuzu ödüllendireceğim...” diye.&lt;br /&gt;Aşk’ı ışıklar içinde yükseltmiş, gözalıcı bir parlaklık içinde bedeninin tüm zerrelerini ayırıp birbirinden, onu tüm kainata dağıtmış. Ruhunu ise insanların kalplerinde gizlemiş. Her insan sevdiğine baktığında, aslında onun yüreğindeki Aşk’ı görüp büyülenirmiş. Ve Luimerah’ın küçük unutkanlığından, Aşk hiç  gülmezmiş…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8093470703674890919-1266783758963535283?l=adrheanas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adrheanas.blogspot.com/feeds/1266783758963535283/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2009/11/dusler-zaman.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/1266783758963535283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/1266783758963535283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2009/11/dusler-zaman.html' title='Düşler Zamanı'/><author><name>adrheanas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06940686498797449916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/Sw2EV6sQkzI/AAAAAAAAABQ/0l4ssF9PV0E/s72-c/fantastik+342.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8093470703674890919.post-4191889669569158071</id><published>2009-11-14T22:56:00.000+02:00</published><updated>2009-11-14T23:00:55.936+02:00</updated><title type='text'>Yazıtlar, İst...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/Sv8aaLzxn3I/AAAAAAAAAAY/hz2mKZ9l6ZM/s1600-h/ist.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/Sv8aaLzxn3I/AAAAAAAAAAY/hz2mKZ9l6ZM/s320/ist.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5404067115016757106" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;sadİSTanbul...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;açmış kollarını kocaman sarmalamış beni yine.&lt;br /&gt;yazmaya üşenen ellerime güç kuvvet; bir nefret bir hasret... ne kadar klişeleşmiş laf varsa üretip paketleyesim var. koli koli satsam ya hepsini bit pazarında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mazoşİSTanbul...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;acı çekmeye yeminli ne kadar ruh varsa kilitlenip kaldık baş başa diz dize. ne birinin ötekinden kurtuluşu var ne ötekinin kaçmaya niyeti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;faşİSTanbul...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;farklılaşmaya kastıkça benzeşen, sonra da benzeşmeyenleri ayıklayan mantalitelerin yığınına döndü tarhihi şehir. daha az kanlı ama bakışları daha acımasız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;egoİSTanbul...&lt;br /&gt;bencilliğin fersah fersah arttığı sokaklar dolusu adam. toplayıp yaksan mı, kutsayıp satsan mı bilemezsin. sen kendini merkeze koymadıkça hedef tahtasının ortasındaki portre her gün aynada gördüğün o surettir bilesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;exİSTanbul...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;varoluşun da şehir kadar anlamlı olmadıkça, fuzuzli nefes tüketmenin anlamı yok bu 10 küsür milyonluk ahırda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...İSTANBUL...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSTifade...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ifadesiz kalmak istemiyorsan, birşeyleri takmalısın her sabah yüzüne evden çıkarken. utanç, kibir ya da yalnızca sinsilik. masken yüzünde oldukça açamayacağın kapı yok. topkapı, yenikapı, ahırkapı... kapı kapı gez surların etrafını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSTila...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yalnızca bedenler değil, düşler de yer kaplıyor bu iki yaka arası deniz hatunun kollarında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSTasyon...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bi durak ararsan dinlenecek, peşinden atlı sürüsü yollayacak yegane şehirdir burası. ey yolcu! dur da bi fatiha oku..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSTisna...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen de mi? ne rastlantı ben de... gel birlik olalım da istisnai durum kalmasın aramızda.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8093470703674890919-4191889669569158071?l=adrheanas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://adrheanas.blogspot.com/feeds/4191889669569158071/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2009/11/yaztlar-ist.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/4191889669569158071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8093470703674890919/posts/default/4191889669569158071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://adrheanas.blogspot.com/2009/11/yaztlar-ist.html' title='Yazıtlar, İst...'/><author><name>adrheanas</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06940686498797449916</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_rtIbZYR3c50/Sv8aaLzxn3I/AAAAAAAAAAY/hz2mKZ9l6ZM/s72-c/ist.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry></feed>
